Bir virüs, sadece diğer organizmaların canlı hücrelerinde çoğalabilen küçük bir enfeksiyon yapıcı ajandır. Bu yüzden şu anki dünya düzeninde hijyen kurallarına dikkat ederek virüsün açık hücrelerimize girişini önlemeye çalışmalıyız.
Virüsler, hayvanlardan ve bitkilere, bakterilerden alglere kadar her türlü yaşam formuna bulaşabilir.
1892’de Dmitri Ivanovsky, tütün bitkilerini enfekte eden, fakat bakteriyel olmayan bir patojen tanımladı.
19. yüzyılın sonunda virüsler keşfedildi. Günümüzde milyonlarca türü olduğu bilinen virüsler, yeryüzündeki hemen hemen her ekosistemde bulunuyor ve en çeşitli biyolojik varlık.
Eğer bir virüs enfekte olmuş bir hücrenin içinde veya bir hücreyi enfekte etme sürecinde değilse, bağımsız parçacıklar şeklinde bulunur. Virion olarak da bilinen bu viral partiküller iki veya üç kısımdan oluşur:
-
- DNA ya da RNA’dan yapılan genetik materyal, genetik bilgi taşıyan uzun moleküller;
- Genetik materyali çevreleyen ve koruyan kapsid adı verilen bir protein kılıfı ve
- Bazı durumlarda protein kaplamasını çevreleyen bir lipit zarfı.
Bu virüs parçacıklarının şekilleri basitten çok karmaşık yapılara kadar uzanıyor. Çoğu virüs, normal mikroskopla görülmek için çok küçük yapıda olduğundan dolayı ortalama bir virüs, ortalama bir bakterinin yaklaşık yüzde biri kadar. Virüslerin boyutu nanometre cinsinden ölçülüyor; örneğin grip (influenza A) virüsünün boyutu 80-120 nanomatre boyutunda. 1 nanometre, bir metrenin milyarda biri. Yani bu durumda, ortalama bir virüsün çapı, metrenin 10 milyonda biridir.
Evrimde virüsler, genetik çeşitliliği artıran yatay gen transferinin önemli bir aracı olarak biliriz. Virüsler bazıları tarafından bir yaşam formu olarak kabul görür, çünkü bunlar genetik materyalleri taşır, çoğalır ve doğal seleksiyon yoluyla evrimleşirler. Fakat genellikle yaşam saymak için gerekli görülen temel özelliklerden (hücre yapısı gibi) yoksunlar. Tüm bu niteliklere sahip oldukları için, virüsler “yaşamın kenarında organizmalar”, ve çoğalıcılar olarak tanımlanır.
Virüsler Nasıl Yayılır ?
- Bitkilerde virüsler genellikle bitkiden bitkiye, bitki bitlerine, örneğin yaprak bitleri gibi beslenen böcekler tarafından aktarılır.
- Hava yolu ile bulaşma; mikroorganizmalar havada uzun süre canlı kalabilir ve hava akımı ile de geniş alana yayılabilmektedirler. Havada bulunan bu mikroorganizmaları soluma (ağız ya da burun) yolu ile vücudumuza alabilir.
- Doğrudan temas ile; insandan insana fiziksel dokunma ile virüslerin bulaşmasıdır. Uçuk en belirgin örneğidir.
- Dolaylı temas ile; mikrop bulaşmış bir nesneye dokunarak bulaşma şekli dolaylı bulaşmadır. Örneğin kapı kolu, asansör düğmesi…
- Damlacık saçılması ile bulaşma; virüs bulaşmış kişinin hapşırma, öksürmesi ile ortama saçılan damlacıkların yayılarak başka bir kişinin ağız, burun ya da göz dokularına yerleşmesi ile bulaşma şeklidir.
- Ara kaynak ile bulaşma; açıkta satılan yiyecekler üzerine yerleşmiş virüslerin duyarlı kişilerce tüketilmesi ile, ya da su, kan, dışkı ile bulaşmalar hastalık yapmaktadır.
- Taşıyıcı (Vektör) yolu ile bulaşma; hastalıklı mikroorganizmayı bir konaktan başka bir konağa aktaran canlılar taşıyıcıdır. Sivrisinek, kene vektörlere örnek sayılır.
Virüslerin kendi metabolizması olmadığı için kendi başlarına üreme ve yaşama yetenekleri yok. Virüsler canlı bir hücreye girdikleri zaman, konak hücreyi imha ederek hastanın vücudunda hızla çoğalmaya başlar. Kendini kopyalayarak çoğalıyor. Bazen konak hücrenin taşıyamayacağı kadar çoğalabiliyor. Bu durumda konak hücreden virüsler diğer hücrelere dağılıyor. Aynı şekilde orada da çoğalmaya devam edip ve canlı olmayan yüzeylerde, kısa sürede, birkaç saat ya da birkaç gün içinde parçalanarak dağılıp yok oluyor. Virüslere antibiyotikler etki etmez. Virüsler için antiviral ürünler kullanılarak virüslerin çoğalmasını engelleyebilir ve hastalık belirtisi azalır. Diğer ve en önemli yöntem de virüsler için aşı olmaktır. Aşıyla vücuda enjekte edilen zayıflatılmış veya ölü antijenler, enfeksiyona neden olmadan vücudun antikor üretmesini ve bağışıklık kazanmasını sağlar.
Virüsten korunmanın en sağlıklı yolu bağışıklık sistemimizi sağlam tutmaktır. Vücudumuza dikkat ettiğimiz gibi ruhsal sağlığımızı da gözetmeliyiz. Çünkü sinir sistemi bağışıklık sistemine direkt etki eder. Virüsün yayılması bizim elimizde olmayabilir ama kendimize dikkat etmek bizim elimizde.
Referanslar:
1.https://okanhastanesi.com.tr/
2.https://epochtimestr.com/
3.https://www.drozdogan.com/
4.https://estethica.com.tr/

