Öncelikle merhabalar,ismim Şevval. Erasmus Öğrenim Hareketliliği ile pandemi döneminde Çek Cumhuriyeti’nin küçük bir şehri olan Plzen’de bulundum. Size hem yaşadığım tecrübeleri, yaptığım etkinlikleri ve zorlukları anlatan bir yazı hazırlamak istedim. Bu sayede beni daha iyi tanıyacağınızı düşünüyorum. Benim maceram 45 gün sürdü ama, ben bu 45 günün her anında çok zevk aldım, umarım okurken siz de benimle aynı duyguları paylaşırsınız.

Öncelikle:
Prosedür niyetine küçük tanıtım yazılarıyla başlarsak eğer Wikipedia’ya göre Erasmus, yükseköğretim kurumlarının iş birliğini, öğrenci ve akademisyenlerin kısa süreli olarak bu iş birliği çerçevesinde farklı ülke ve üniversitelerde deneyim kazanmasını teşvik eden Avrupa Birliği projesi olarak biliniyor. AB bu proje için EU2020 stratejisini uyguluyor. Erasmus, yurt dışında eğitim alma ve çalışma yapma fırsatları sayesinde insanların daha nitelikli beceriler kazanmasını amaçlar. Erasmus programının asıl amacı ise eğitim, öğretim, öğrenim, staj, gönüllü çalışmalar, gençlik ve spor alanlarında yükseköğretimde kaliteyi arttırmaktır. Katılımcı ülkeler kendi arasında üç sınıfta incelenirler,AB üyesi olanlar,AB üyesi olmayanlar,Partner Ülkeler. Erasmus programları,her ülkenin Ulusal Ajansı ile hibelendirilir. Türkiyede’de aynı şekilde AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı’na bağlı bir ulusal ajans bulunuyor. Ama bana sorarsanız Erasmus farklı bir dünyaya açılan yeni bir pencere. Farklı dillere, farklı kültürlere sahip insanlarla tanışıp onlarla belirli bir süre geçirerek kendinizi olgunlaştırdığınız bir süreç aslında. Bu süreçte tabii ki her şey size bağlı. Erasmus yaparken yurtta kalıp ders çalışan da olabilir, ya da sosyalleşmek için her yolu deneyen olabilir, belki de ikisini de aynı anda yürütebilirsiniz. Seçim size bağlı.
En çok doğru bilinen yanlışlardan biri “Erasmusta yata yata dersler geçiliyor ya”:
Özellikle Polonya’ya giden arkadaşlarımdan çok fazla duydum ben de bunu. Bu yüzden Polonya’ya mı gitsem zorlanmadan ortalamamı arttırır gelirim diyordum. Bu fikrimden ise beni bir hocam caydırdı. Ben oraya bir şeyler katmaya gidiyorum. Kendi kendime öğrenmeye gidiyorum, yatacaksam ne anlamı vardı ? Bu yüzden üst dönemimde olan bir arkadaşımdan yardım alarak Çek Cumhuriyeti’ni tercih ettim. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi belki de. Gitmeden önce yarım yamalak bildiğim programları pandemi süresi boyunca verilen projelerle öğrenmiş oldum. Machine Design adlı dersimde Macar arkadaşım Levente ile beraber bir kahve makinesi tasarladım, ekip çalışmasını yabancı biriyle uzaktan iletişimle yaptım, garip ama eğlenceli bir deneyimdi benim için. Ekip çalışmasını öğrenmiş oldum. Sıfır olan Matlab bilgim orta dereceye, Catia bilgim ise iyi düzeye çıktı. Tabii ki bunlara ek olarak İngilizce’mi de geliştirmiş oldum. Şunu itiraf etmem gerekir, Türkiye’deki okuluma göre daha az efor sarf ettim, ama daha çok şey öğrendim. ( Bu arada, eğer ilginizi çekerse Levente ile beraber yaptığım projenin linkini aşağıya bırakıyorum.
Levente ile Beraber yaptığımız projenin Drive Linki: drive.google.com/file/d/1U_oJHIGbioUXMp6RNiCcD828h3XbEMK6/view?usp=drivesdk
“Ne kadar gezdin?”:
İşte belki de en çok keyfimi kaçıracak soru bu oldu. Ben 9 Şubat tarihinde Çek Cumhuriyetine geldim.18 Mart’ta Koronavirüs salgını nedeniyle ülkeme dönmek durumunda kaldım. Çek Cumhuriyetinin içinde iki tane şehire gidebildim. Zamanında Atatürk’ün de uğramış olduğu Karlovy Vary ve Çek Cumhuriyeti ve Eski Çekoslovakyanın başkenti olan Prag’da bulundum. Prag gerçekten tarih kokan bir şehir. Daha önce Almanya’da Nurnberg,Bamberg gibi şehirlerde bulunmuştum ama Prag gerçekten çok başkaydı. Gezdiğim yerlerden fotoğraflarımı da bu metne ekleyeceğim.
Genel değerlendirmemi kısaca böyle anlatabilirim size. Sonuçta yazıyı uzun tutup sizi de baymak istemiyorum. Son olarak şuna cevap vermek istiyorum. “Bir Otomotiv Mühendisi olarak,Çek Cumhuriyeti’nde yaşamak ister miydin?”:
Bu sorunun cevabına belki maceram yarım kaldığı için evet diyeceğimi düşünebilirsiniz. Ama benim evet deme sebeplerim çok daha farklı. Gittiğim okul (University of West Bohemia-Faculty of Mechanical Eng.) Škoda tarafından çok destekleniyordu. Şirket ülke içerisinde çok geniş bir ağa sahip,Ve hiç durmayan,düzene oturtulmuş bir sistemleri var. Genel olarak ülke çok düzenli ve gelişmekte olan bir ülke aslında. Konumu açısından tam geçiş noktalarında bulunuyor. Küçük bir ülke olmalarına rağmen kendilerine ait düzenleri beni gerçekten çok şaşırtmıştı. Sadece Otomotiv Mühendisi olarak da değil,son günlerde ülkemizde yaşanan üzücü Kadın cinayetlerinin ardından Plzende gece üç-dört gibi sokaklarda tek başıma yürüyebildiğimi hatırlayınca, bir kadın olarak da orayı tercih ederdim.
Çek Cumhuriyeti gelişmekte olan bir ülke. Ama bir mühendis adayıysanız,yapmanız gereken tecrübelerden biri Erasmus. Mühendislik gerçekten farklı bakış açılarını seven bir meslek ve Erasmus gerçekten bunu size katıyor. Umarım yazımı okurken hem keyif almışsınızdır hem de bilgilendirici olmuştur.
Küçük bir bilgi : Bunu aslında ben de gittiğimde öğrendim, Škoda markası Sıkoda olarak değil, Şıkoda olarak telaffuz ediliyormuş. Çekçe biraz harf bakımından benziyor Türkçe’ye. Tek farkı noktalı harflerde noktaların yerinin harflerin üstü olması 🙂





