Her geçen gün büyüyen bir dünyada yaşıyoruz. Her gün yeni teknolojilerin bulunduğuna dair haberler okuyoruz ama her gün dünyayı ne kadar kirlettiğimizi bilemiyoruz. Artan nüfusla beraber bu kirlenmeyle nasıl başa çıkacağız?
Bir şeyleri değiştirerek. Mesela arabaları…
1670’li yıllarda başlayan araç gelişimi yıllar içinde çok büyük ilerlemelerle devam ediyor. Arabaları alırken ilk bakılan şeyler motor gücü, dış tasarımı, yakıt tüketimi gibi klasikleşen şeylerdir. Çevreye olan kirliliği hep ikinci planda kaldı. Arabaların sayıca artması emisyonlarını o kadar arttırdı ki çevreye etkilerini azaltmak için ülkeler birçok standart ve protokol hazırlamak zorunda kaldı. Bunlar:
Kyoto Protokolü: Ülkelerin karbon salınım düzeylerini 1990 yılındaki değerlere düşürmeyi amaçlayan bir protokoldür. 1997 yılında imzalandı ancak yürürlüğe girebilmesi için yeryüzündeki sera gazı salınımının %55’e ulaşması 2008 yılını buldu ve o yılda yürürlüğe girdi.
Euro Standartları: Avrupa Birliği üyesi ve AEA (Avrupa Ekonomik Alanı) üyesi ülkelerde satılan yeni araçların olması gereken emisyon değerlerini tanımlar.
CAFE Standartları (Corporate Average Fuel Economy): NHTSA’nın (Ulusal Otoyol Trafik Güvenlik Komisyonu) belirlediği bu kıstas araçların bir 1 galon yakıtla ya da 3,79 litre benzinle araba, hafif-orta-ağır kamyonların ne kadar yol kat etmesi gerektiğini belirleyen bir standarttır.
Maalesef ki araç firmaları (Şekil 1) emisyon standardı olmasına rağmen istenen değerlerin altına hala düşemiyorlar. Tabi bu durumun çevreye etkileri de yok değil.
Küresel Isınma
İçten yanmalı ya da dizel araçlardaki yakıtın yanması sonucu tam yanmayan gazlar çevreye atıldıkça ozon tabakasının delinmesine neden olarak küresel ısınmaya katkıda bulunuyor.
Gürültü Kirliliği
Motor, egzoz gibi sesler gürültü kirliliğini arttırıyor. Bu durum insanlarda uykusuzluk, hipertansiyon, duyma kaybı, kulak çınlaması gibi birçok sağlık sorunlarına neden oluyor.
Hava ve Su Kirliliği
Üretilen her bir parça için ana ve yan sanayi olarak birçok fabrikanın kurulmasına ve fabrika kirliliklerinin artmasına, bunların havaya karışıp zamanla asit yağmurlarına dönüşmesine, sulara karışıp deniz yaşantısını etkilemesine neden oluyor.
Zaman içinde daha çok etkisini görmeye başladığımız bu sorunları hep bir kenara koyuyoruz ama Hubert Reeves’in de dediği gibi “Doğa ile savaşıyoruz, kazanırsak kaybedeceğiz.”
Bugün ve Yarın…
Elon Musk ile başlayan elektrikli araç furyası ise tam olarak bunu karşılayacak cinsten. Büyük otomobil firmaları, geleceğin teknolojisine uzun yıllardır yatırım yapıyorlar ama Tesla ile beraber artık varlığı yadsınamaz bu teknolojiye daha çok yatırım yapmaya başladılar. Mesela BMW, 2025 yılına kadar modellerinin çoğunu elektrikliye çevirme ve emisyon standartlarını yakalamayı hedefliyor. Bunun için harcamayı planladığı para ise tam 32 milyar dolar.
Elektrikli araçların gelecekteki etkilerini artırmasıyla, şarj istasyonlarına daha çok ilginin olacağı da bir gerçek. Shell, BP gibi büyük petrol şirketlerinin yanında McDonal’s, Continental de bunun için çalışan firmalar. Ionıty, G-Charger, Tesla Supercharge, Türkiye’den de Enerjisa ve Voltrun, şarj cihazı üretmek için kurulan firmalardan bazılarıdır.
Avrupa ülkeleri de bu duruma çoktan geçiş yapmış ya da yapmak üzere. Almanya, İngiltere, Amerika, Japonya gibi ülkeler bu durumla alakalı yeni devlet teşvikleri hazırlayıp, teknolojiyi desteklerken; Çin ve Norveç çoktan adapte olmaya başladı bile. Türkiye’nin de dahil olduğu ve birçok ülkenin destek verdiği bu olay, teknolojinin bu yönde gelişeceğinin kanıtıdır. Ülkemizin ilk ürettiği otomobilin elektrikli olması hareketi de, oyuna ne kadar erken dahil olunursa; o kadar ortak olunacağının bir göstergesidir.
Kaynakça:
tr.wikipedia.org
obdplus.com.tr
www.enginetechnologyinternational.com
1 Yorum
Elektrikli araçlar hakkında çok fazla bilinmeyen eğitici bilgilere yer verilmiş. Özellikle çevremizin ve elektrikli araç kullanımının bağdaştırılması,aklımdaki soru işaretlerini gidermiştir. Bu tarz yazıların devamını bekliyoruz. Teşekkürler..