Alan Turing’in 1950’de sorduğu “Makineler Düşünebilir Mi?” sorusu bugün yerini makine öğrenimine bıraktı. Günümüzde bu konuyla alakalı yapay zekâ, makine öğrenmesi ve derin öğrenme kavramları çokça konuşuluyor. Peki, ne bunlar?
Yapay zekâ; insan gibi düşünebilen insana özgü algılama, öğrenme, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, tepki verme ve dışa vurma gibi şeyleri yapması istenilen yazılımlardır.
Makine öğrenmesi ise, verilen karışık girdileri akılcı sonuçlar olarak çıkarma yeteneğidir. Filozof Arthur Samuel “Makinelerin, bilhassa programlanmadığı sonuçları öğrenme kabiliyeti” olarak tanımlamıştır. Denetimli ve denetimsiz olarak ikiye ayrılır. Denetimli öğrenme, verilen verilerle konulan kurallar içinde istenilen sonucu alabilmektir. Denetimsiz öğrenme ise, verilen bir veri var ki bunlar Facebook ya da Instagram gibi medyalara koyduğunuz fotoğraflar, Whatsapp konuşmalarımız, Twitter’da ki yazılarımız, Google aramalarımız veya otonom araçlarla toplanan verilerle çıkartılacak sonucu kendi belirlediği öğrenmedir. Facebook, Amazon, Netflix veya Spotify’ın önerdikleri birer makine öğrenmesi sonucudur.
Derin öğrenme ise, aynı beynin öğrenmesi sırasında oluşan nöral sinir ağları gibi öğrendikçe daha derin bir öğrenme işlemidir.
Turing Testine Karşı Çin Odası Deneyi

Ünlü Turing testinde, testi yapan kişi, karşısındaki bilgisayara ve insana sorular sorar. Verilen cevaplarla bilgisayarı ayırt edemezse artık karşısında insan gibi düşünebilen bir makine vardır. Fakat felsefeci John Searle Çin odası deneyiyle bunun doğru olmadığını iddia etmiştir. Deneyde, sadece İngilizce bilen bir kişi izole halde dışarıdan gelen Çince fişleri kendisine verilen fişleri açıklayan kılavuz sayesinde mesaja uygun cevaplar ve diğer taraftan başkasına verir. Bunun sonucunda Searle aslında o kişinin Çince bilmediğini ve ne yazdığını bilemeyeceğini böylece makineler de tıpkı bunun gibi kopyalama ile bilinçli olduğu söylenemez der.
Bu düşünceler tartışıla dursun biz biraz da bilim-kurgu filmlerindeki alt metinlere bakalım.
Filozof Frank Jackson’nın Marry’s room adlı düşünce deneyinde ise; Marry aynı odanın içinde etrafını siyah-beyaz gören bir renk görüş uzmanıdır. Renklerin ne olduğunu görme sırasında gözden beyne kadar hangi süreçlerden geçeceğini teorik olarak bilmektedir fakat hiç deneyimlememiştir. Bir gün bilgisayarı bozulunca renkleri görmeye başlar. Asıl soru da burada çıkar. Acaba teorik olarak bilmek deneyimlemekle aynı mıdır?
Tıpkı Ex Machina filminde ki gibi. Yapıldığı ilk günden beri aynı odadan dünya hakkında her şeyi öğrenen Ava deneyimlemek ile bilmek arasındaki farkı biliyor mudur? Qualia da denilen kaşınmak, sıkılmak, karşısındaki insanın herşeyini bildiğin halde onun gibi olmak nasıl bir şey bilebilecek mi?
- Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
- Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
- Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.
Isaac Asimov’un koyduğu, I Robot filmindeki 3 robot kuralını koyup insanlığı koruyabiliriz. Peki, o zaman insanların aynı cümleyi farklı yorumlayabildiği gibi bizim gibi düşünen, öğrenen ve sonuç çıkartan makineler bunu yapamaz mı? Felsefe de buradan çıkmadı mı?
Sunspring, 9 dakikalık bir yapay zekâ filmi. Tüm filmleri ve senaryoları tarayarak yaptığı bu eser gibi başka bir yapay zekâ da makine öğrenimi ile var olan bestelerden bir müzik yaptı. Bunun gibi sayısız yapay zeka çalışması var ve artmaya devam edecek.
Otonom araçlardaki etik konusunun benzeri 33 dakikalık Most (Köprü) kısa filminde çok güzel anlatılmış. Yapay zekâ ile ilgili de Chappie, Matrix, Ay, AlphaGo, Her gibi yapıtları izleyebilirsiniz.
Neticede…
Problem bence makine öğrenmesi değil. İnsanoğlu olarak zaten hem doğaya hem kendi ırkımıza hem de hayvanlara zarar veriyoruz ama biz hala kendimiz gibi robotlar yapmak istiyoruz. Bilimsel tekillik anında (singularity) yani makine zekâsının insan beynini geçtiği an karşımızda bir makine öğrenmesi ile gelişmiş gelişen yapay zekâ olacak. İnsanlar gibi hissedecekse sadece sevgiyi değil nefreti, hırsı da hissedecek. Müzik, resim gibi eserleri “eser” olarak kabul edilecek mi ya da telif hakkı kime verilecek. Otonom araçlar kaza yaptığında etik tartışmalarda kimi suçlayacağız? Yazılım firmasını mı, araç sahibini mi yoksa gelişmekte olan makineyi mi. Kapatmak istediğimizde bize o nadide soruyu soracak “Senin yaşamana kim karar veriyor?”.
Re Descartes insan gibi düşünebilen makinenin asla yapılamayacağını söylemiştir. Oysa bize, sadece insanların düşünebildiğini o yüzden üstün ırk olduğumuz söyleniyor. Asıl soru makineler düşünebilir mi değil bir şey yalnızca sizden farklı düşünüyor diye düşünmediği anlamına mı geliyor…
Kaynakça
- endüstri40.com
- bilgisayarkavramlari.sadievrenseker.com
- batmang.com
- ted.com
- channelnewsperu.com