Birleşmiş Milletler Çevre Programı yayımladığı son raporda, ülkelerin ve şirketlerin yarattığı çevre kirliliği nedeniyle bir yılda yaşanan can kaybı sayısının Covid-19 kaynaklı ölümlerden daha fazla olduğunu bildirdi. Bazı zehirli kimyasalları yasaklamak için artık harekete geçilmesi gerekiyor.
Covid-19’la mücadelenin başlamasından bu yana küresel çevre kirliliği risklerinin yönetimi başarısız kalmaktadır. Bununla beraber pandemi şartları gereği birçok işte gerileme meydana geldi. Aynı zamanda bu koşullarda artan tüketimle çevre kirliliği daha da kontrolden çıkar hale geldi.
Covid-19 şimdiye kadar 5,9 milyon can kaybına sebep oldu. Ama asıl tehlike; haşere ilacı, plastik ve elektronik atıkların sebep olduğu çevre kirliliğidir. Her yıl en az 9 milyon kişinin erken ölümüne sebebiyet veren çevre kirliliği, Covid-19’dan daha ölümcüldür. Yıllardır küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı verilen savaşın daha ciddiye alınması gerektiğini daha iyi anlamamız gerekiyor.
Covid-19’la mücadelenin çevre kirliliği gündemini ikinci plana atmaması gerekiyor. Teflon tencere gibi ev ürünlerinde kullanılan ve kansere yol açan polifloroalkil ve perfloroalkilin gibi hammaddelerin kullanımı yasaklanmalıdır.
Polifloroalkil ve Perfloroalkilin Nedir?
Perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler (PFAS), birçok tüketici ürününde kullanılan aşırı derecede kalıcı bir kimyasallar grubudur. PFAS, yağ ve su iticiliğini artırabildikleri veya yüksek sıcaklıklara direnç gösterebildikleri için ürünlerde kullanılmaktadır.
Çevre kirliliği sürdürülebilir yaşamı engelliyor. Gelecek nesillerin yaşama özgürlüğünü elinden alıyoruz. Bu evrende sadece biz varmışız gibi yaşama bilinci bizi sona doğru götürüyor. Çevreyle alakalı toplumsal ve devlet olarak ciddi bir iş geliştirme gerekmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu sanayi ve teknolojiden dolayı çok mümkün değil gibi görünüyor. Fakat bu algıyı değiştirdiğimizde neler olabileceğinin farkında değiliz.
Zihniyet olarak değişmedikçe ileriye dönük hiçbir hareket bize sürdürülebilir bir yaşam sunmayacak.
Ayrıca raporda genelde nükleer test bölgelerini tanımlamak için kullanılan “kurban bölgeleri” teriminin iklim değişikliği nedeniyle yaşanamaz hale gelen, aşırı derecede kirlenmiş herhangi bir yeri kapsayacak şekilde genişletildiği dikkat çekti. Bu alanların temizlenmesini ve aşırı durumlarda, kirlilikten etkilenen çoğu yoksul, marjinal ve yerli toplulukların bu bölgeleri terk etmesinin sağlanmasına ihtiyaç var.
BM Çevre Programı’nın çevre kirliliğine dair raporu, BM İnsan Hakları Konseyinin gelecek ay Nairobi’deki toplantılarında masaya yatırılacak. Konsey toplantılarında her zaman güçlünün değil eşit adaletli kararlar alınmasını temenni etmekteyiz.
Referanslar:
- https://tr.euronews.com/
- https://www.eea.europa.eu/tr
- https://www.finansgundem.com/
- https://www.tgrthaber.com.tr/
- http://www.bestecevre.com/
- https://www.resizenow.com/tr

