Dunning-Kruger Sendromu; bilgi seviyesinin insanlardaki yansımasını tanımlamaktadır. “Bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmediğimdir”, “cehalet mutluluk getirir” sözlerinin altındaki felsefe, karşılaştığımızda düşündüğümüz türden. Yıllardır sektörde çalışan insanlar bilginin değerini her geçen gün daha iyi anlarken, yeni mezun arkadaşlar okul ortamından farklı bir yerde Dunning-Kruger Sendromu kişiliği göstermemek için ne kadar çalışmalı sizce. Kafka da zamanında bir yorumda bulunmuş: “Zerre kadar anlamadıkları şeyler hakkında konuşuyorlar. Sırf aptallıkları sayesinde kendilerinden bu kadar eminler.” Biri çıkıp da “Ben Mühendisim” lafını sizce ne zaman demeli?
Dunning-Kruger Sendromu
1995 yılında McArthur Wheeler adlı kişi limon suyunun çok derin bir kimyası ve gizemli bir yapısı olduğunu düşünüyormuş. Görünmezlik etkisi yaratacağını söylemiş. Kanıtlamak için de yüzüne sürdüğü limon suyu ile iki banka soyan Wheeler, aynı gün kameralardan yakalanmış. Bu durum Wheeler’in kimya alanında bir uzman olmadığını göstermiştir ama Wheeler bunun farkında bile değildir. İşte Dunning-Krugger Sendromu da tam olarak bunu anlatmaya çalışmaktadır.
Cornell üniversitesinden iki psikolog Justin Kruger ve David Dunning tarafından tanımlanan bu sendrom; kişini bir işi bilmese dahi gerçekleştirebilecek özgüveni ve cesareti kendisinde görmesidir. Bir nevi “cahil cüretkâr olur, kendini âlim görür.” ile aynıdır. İki psikolog bu sendrom ile alakalı bir deney yaparlar. 45 kişilik öğrenci grubuna bir sınav yaparlar. Sınav sonrası görüşleri alınan öğrencilerden soruların az kısmını doğru cevaplayan öğrenciler daha çok doğru yaptıklarını, çok sayıda doğru yapan öğrenciler ise daha az doğru yapmış olabileceklerini söylemişlerdir. Sonuç ise; çok sayıda doğru yaptıklarını düşünenlerin az kısmının doğru söylediği belirlenmiştir. Az sayıda doğru yaptığını düşünler ise yüksek oranda sorulara doğru cevaplar vermişlerdir. Bu da bilgili kişilerin alçakgönüllü davrandıklarını, cahil insanların ise cahil cesareti gösterdiklerini belirlemiştir. Buradan da sendromun 4 önemli sonucuna varılır:
- Kişiler, hangi ölçüde yetersiz olduklarını bilemezler.
- Kendilerini ve yeteneklerini abartma eğilimindedirler.
- Yetenekli insanları görmekte yetersizdirler.
- Eğer yetkin olmadıkları konuda eğitim alırlarsa bu durumu fark edebilirler.
Dunning ve Kruger yaptıkları çalışmayla 2000 yılında Harvard tarafından verilen Ig Nobel Ödülüne layık görülmüştür.
Sendromun Belirtileri
- Her konuda en iyisini bildiğini zanneder. Hal böyle olunca da kendi sözlerinin dinlenmesini ve takip edilmeyi bekler.
- Her işi yapmaya çalışmaları onları çok iş yapmış hissiyatına sokar. O yüzden de çok yoğun olduklarından, yorulduklarından bahsedip dururlar.
- Tabi bir de son dakika işleri var. Kişi, geleceği görmüş gibi –ben bunun olacağını biliyordum, keşke beni dinleseydiniz- laflar söyleyip dururlar. Sizi inandırmak içinde büyük bir çaba sarf etmeyi de ihmal etmezler.
- Kendi fikirleri gerçekleşmediğinde karşısındaki kişinin bilgi, tecrübe, eğitim hayatı gibi kriterlerin önemsiz olduğunu söylerler. Asıl işin sokakta veya sahada öğrenilebileceğini savunurlar. Hele ki bu kişi sizin üstünüz ise belki de kendinizi ispatlamak için başka yollar bulmak zorunda kalabilirsiniz.
- Genellikle -bu kişi nasıl bu makama gelmiş- dediğiniz kişilerdendirler, kendilerini pazarlama konusunda gayet başarılı olduklarından ve cahil cesaretleri ile o noktaya gelmiş olurlar. Biraz da üstleriyle olan ilişkileriyle. Fark ederseniz patron veya amirleriyle yakınlıkları dikkat çekicidir. Ters bir ilişkide altlarıyla olandır çünkü üstlerine ne kadar yakınsa altlarına her şeyi ben bilirim edasıyla yaklaşmasından işlerini beğenmez. Ayak işlerini yaptırarak size bıkkınlık verebilirler. Stajyerler bu konuda en mustarip olan kesim belki de.
- İşin başarısız olması halinde bile kendilerini haklı gösterecek bir yanını mutlaka bulurlar. Kendi söylediklerini inkar etme, söylemediğini belirtme ve bu konuda gayet ısrarcı olmaları bir diğer özellikleridir.

Grafikte de görüldüğü gibi insanın bilgisinin olmaması işin ne kadar derin olabileceğinin farkına varmamasına neden olmaktadır. Her işi yapabileceğini zanneder. İş ile ilgili bilgisini ve tecrübesini arttırdıkça yetkinliğinin az olduğunun farkına varır. Eğer uzman konumuna gelen bir kişi ise artık sadece konu ile ilgili detaylı bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Çoğu firmada da böyle kişiler uzun yıllar işini başarıyla icra ettirmektedirler. Friedrich Nietzsche’nin “pek çok şeyi azar azar bilmektense, bir şeyi tam olarak bilmek daha iyidir” lafı herhalde konunun özeti gibi.
Geleceğin mimarları olarak her birimizin, ülkemize ve bilime en iyi katkıyı sağlayabilmesi için iyi bir eğitim alması şarttır. Eğitim ise sadece okulla sınırlı kalmamalıdır. Milli teknoloji hamlesi, yerlileşme ve millileşme çalışmaları ile ülkemizi geliştirirken öğrenmeli ve bilgeliğin alçak gönüllülüğü, cehaletin öz güvenini geçmelidir.
Kaynakça
www.berogublog.wordpress.com
www.iienstitu.com
www.medium.com
www.bilgeyik.com
www.galeri.uludagsozluk.com
2 yorum
Çok istifade ettim.Daha baska yazılarınızı da okumak dileğiyle
Çok sevindim. Umarım okuduğunuz tüm yazıları için aynı şeyi düşünürsünüz.