Sıfır atık; ‘ZERO WASTE’ adıyla da bilinen uluslararası bir projedir. Bu tanıma göre ürünlerin, kullanımımıza sunulan her türlü malzemenin sorumlu bir şekilde üretilmesi, tüketilmesi, geri kazanılması yoluyla insan ve çevre sağlığına zarar vermeyecek şekilde yok edilmesidir. Daha başlangıçta ürünlerin yaşamlarımıza dahil olmadan atığın üretilmemesi, üretiliyorsa miktarının azaltılması önemli bir adımdır. Atığın kaynağında ayrıştırılarak bertaraf edilmesi ve böylece nüfus artışından da kaynaklanan doğal kaynaklarımız üzerindeki baskının azaltılması ve çevre sağlığının korunması hedeflenmektedir.
Dünyamız Büyüyor…
ABD Nüfus Sayım Bürosu verilerine göre 2021 yılında dünya nüfusu yüzde 0,9 büyümeyle 8 milyara yaklaştı. Artan nüfusa karşılık doğal kaynaklarında artan nüfusun taleplerine cevap verebilecek oranda arttırılamaması bireylerin hayat standartlarını ve ülkelerin refah seviyelerini olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda nüfusun ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanan doğal kaynaklarımız tahrip olma ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Hepimizin bildiği gibi yapılan araştırmalar ve yaşadığımız çevresel felaketler gösteriyor ki; artan nüfusumuzla üreten değil tüketen toplumlar haline gelmemiz, kaynaklarımızın bilinçsizce kullanımı gibi sebeplerden dolayı doğanın bozulmasında insanlığın payı çok büyük.
İhtiyaç Mı? İstek Mi?
Sıfır Atığa geçiş yapmakta en önemli nokta israfın önüne geçmek ve atık miktarını azaltmaktır. Ben bu yazı da insanlığın doğaya açtığı bu tahribatı nasıl düzelteceğini ve bireysel olarak hepimizin üstüne düşen sorumluluklar hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle bilmeliyiz ki, toplumların gelişmişlik düzeyleri sadece kazandıkları gelirle, refah seviyelerinin yüksek olup sözde lüks yaşantılarıyla ölçülemez. Önemli olan refah seviyesi yüksek bu toplumların bilinçli harcamalar yaparak ekosistemin sürdürülebilirliğine ne kadar destek olduğudur. Özellikle burada harcamalarımıza ve Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisine dikkat çekmek istiyorum.
Maslow burada insanların ihtiyaçlarını 5 farklı başlık altında sıralamış. Piramidin en altında ve en geniş paya sahip olan kişinin hayatta kalabilmesi için gereken fizyolojik ihtiyaçlar bulunuyor. Fizyolojik ihtiyaçları önem sırasına göre diğer ihtiyaçlarımız takip ediyor. Bir istek olumlu sonuçlanınca insanın çok kısa süreli elde ettiği memnuniyet ve doyum duygusu kişiyi bir üst basamaktaki ihtiyacını karşılama isteğine itiyor.
Yani bizler ihtiyaç değil de isteklerimizi gidermek; ihtiyaçtan önce, o doyum duygusuna ulaşmak istiyoruz. Doyum duygusu hiç bitmediği için ihtiyaç olmayan isteklerimizde hiç bitmiyor. Gereksiz tüketim ve israfın artması dolayısıyla da doğal kaynaklarımızın yok olması ve çevrenin tahribi kaçınılmaz oluyor.
İsraf
İsraf dünya genelinde çevresel problemlerin en başında geliyor. İnsanlar yediği gıdanın, giydiği kıyafetin, harcadığı enerjinin kullandığı miktarından fazlasını israf ediyor.
2021 BM Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na Türkiye dünya genelinde en çok gıdanın israf edildiği ülkelerin başında geliyor ve yıllık kişi başı 93 kg yiyecek çöpe atılıyor. Bu rapora göre dünya genelinde ise her yıl 931 milyon ton gıda çöpe gidiyor.
Gıda israfının daha çok gelir düzeyi yüksek olan ülkelerde görüldüğü düşünülse de yapılan araştırmalar gelir düzeylerinden bağımsız olarak her ülkede ciddi anlamda gıdanın israf edildiğiyle sonuçlanıyor.
Yapılan bir diğer araştırma ise her yıl dünya da üretilen gıdaların 1/3’ ünün israf edildiğini ve israf edilen bu miktarla gelişmekte olan ülkelerdeki açlık probleminin çözülebileceğini gösteriyor.
Günümüzde gıda israfının yanı sıra su israfı, enerji israfı, tekstil ve giyim israfı ciddi sorunlarımız arasındadır. Çevreye duyarlı insanlar olarak bilmeliyiz ki ihtiyacımız dışında harcadığımız her türlü kaynak israf olacaktır ve doğal kaynaklarda kıtlık olarak bize geri dönecektir. İsraf ettiğimiz ekmeğin, suyun, bilinçsizce kullandığımız enerjinin, üzerimizdeki kıyafetin bize dönüşü maliyetli olacaktır. Bu durumda üretim aşamasından başlayarak doğada yok oluşuna kadar geçen süreçteki çevresel tahribatını değerlendirmek gerekecektir.
Sonuç olarak; yapmamız gereken en önemli vazife doğa için sorumluluk alarak tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek isteklerimizi değil ihtiyaçlarımızı göz önünde bulundurmaktır. Eğitimin okulda değil de evde başladığı düşüncesiyle de yola çıkarsak; önce çevre bilincine sahip bireyler olarak çevre bilinci yüksek, sorumluluk sahibi çocuklar yetiştirmek gelecek için yapacağımız en büyük yatırım olacaktır.
-
Kaynakça
- www.bbc.com
- dergipark.org.tr
- www.sdergi.hacettepe.edu.tr
- data.tuik.gov.tr




