Ülkemiz, yer aldığı konum itibariyle tehlikeli bir deprem bölgesinde bulunuyor. Özellikle geçtiğimiz günlerde yaşanan Elazığ depremi hepimizi fazlasıyla üzmüş durumda. Ortaya çıkan hasar, yıkım ve her şeyden önemlisi can kayıplarının olması ise hiç istemediğimiz bir durum olarak karşımıza çıktı. Bu sebeple inşaat sektöründe bu tür üzücü durumların yaşanmaması için, gelişen teknolojiyle binalarda depreme karşı önlemler alınmaya başlanıldı.
Bir yapının depreme en dayanıklı hale gelmesi en çok mimar ve mühendisin sorumluluğunda olan bir durumdur. Bu sebeple mimar ve mühendis ayrı ayrı çalışamaz, bunun yerine çizecekleri proje dahil her durumu müşterek yürütmek zorundadırlar. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da yapı elemanlarının düzgünlüğüdür. Yani normal formadaki bir binada kolonların düzgün bir biçimde sıralanmış olması gerekir. Ayrıca kolonların da dayanıklılığın artacağı şekilde ölçeklendirilmesi gerekir. Çok ince ve uzun elmanlar da yine deprem için risk oluşturacaktır.
Yapının elastik ve plastik davranışları deprem için çok önemlidir. Bu noktada kullanılacak malzemenin kırılgan (brittle) değil eğilebilir (ductile) olması gerekir. Zira uygulanan bir kuvvet esnasında malzemenin kırılmasını değil eğilip deformasyon göstermesini isteriz. O yüzden inşaatta bir deprem etkisiyle oluşacak çatlağı görmek, yıkımı görmekten daha olumlu bir durumdur. Çünkü tamamıyla kırılgan bir malzemeden üretilen bir bina, en ufak bir sarsıntıda yerle bir olabilir. Bunun yerine olabildiğince sünek malzemeler, beton ve çelik yükleme altında eğilebilir davranış gösterir, kullanmak gerekmektedir.
İnşaatın deprem esnasında oluşacak zararın yüzde kaçlık bölümünde pay sahibi olduğunu en iyi yakın tarih olaylarından görebiliriz. 1999 Gölcük depreminde oluşan enkaza bakıldığı zaman malzemelerin ne kadar yetersiz olduğunu net bir şekilde gözlemlemiştik. Yani daha ortaya bir inşaat veya yapı çıkmadan, bölgenin toprak ve hava şartlarına uygun ve uyumlu malzemelerin, beton çeşidinin seçilmesi önem arz etmektedir. Her beton tipi veya çelik Türkiye’nin her yerinde kullanılamayacağı için, her inşaat için ayrı ayrı bu araştırmaların yapılması gerekir.
Depremle alakalı inşaat öncesi sadece malzeme seçimi yapılması yetersizdir. Bölgenin sismik aktivitesi, deprem geçmişi araştırılıp rapor edilmelidir. Bunu yanı sıra yapılan detaylı araştırmayla 50 yıllık bir deprem raporuyla mimar ve mühendisin yapacağı işler depreme daha dayanıklı hale getirilir.
Deprem İzolatör Sistemleri
Gelişen teknoloji ile binaların depreme dayanıklılığın artması için yeni “malzemeler” geliştiriliyor. Bunun en somut örneğini deprem izolatör sistemleriyle görüyoruz. Japonya’da yaygın olarak kullanılan bu teknolojide sismik enerji, bina periyodunu uzatarak azaltılır, yani bir nevi sönümlenir. Bu azaltma işlemini hafif şiddetteki, yüksek şiddetteki depremler ve can kaybı olarak üç grupta gözlemlememiz gerekir.
Hafif şiddetli bir depremde izolatör sistemlerin kullanıldığı bir yapıda hasar oluşmaması gerekir. Şiddetli depremlerde ise çok fazla olmamak kaydıyla hasar oluşmasına göz yumulur. İzolatör sistemlerin kullanıldığı yapılarda oluşacak depremlerde can kaybının olmaması gerekir. Göz önünde bulunacak en büyük hasar, binanın tamamının değil bir kısmının yıkıma uğramasından ileri geçemez.
Faydaları
Deprem izolatörlerinin en büyük faydası binanın yıkılmaması, dolayısıyla can kaybının yaşanmamasıdır. Tabi ki bu noktada da bir kesinlik söz konusu değildir. Fakat yüksek düzeyde can güvenliği, minimum düzeyde can kaybı söz konusudur. Bunu yanı sıra depremin etki ettiği yapıların da yıkılmaması ve korunması için de önemli bir sistem türüdür. Zira yollar, köprüler, viyadükler, binalar pek fazla hasar görmeden kullanılmaya devam edilebilir.
Kaynak;
- https://www.aa.com.tr/

