Bu yazıya başlarken bir su içmeye kalkayım, bir sosyal medya hesaplarına bakayım, “Aa yemek saati gelmiş” derken 20-25 defa yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturdum ve her seferinde benzer bahaneler nedeniyle dikkatimi veremediğim için başlayamadım. Bu yüzden sanırım kendimden dikkat eksikliğinden muzdarip biri olarak bahsetmemde bir sakınca olmaz.
Yaşadığımız bu bilgi çağında tam kitaba gömülürken gelen bildirimler, uyumak üzereyken atılan iyi geceler mesajları, yemek yerken veya sohbet ederken arkadan gelen televizyon sesi gibi birçok uyaranla karşılaşıyoruz. Bu nedenle de yaptığımız en ufak işe dahi dikkatimizi veremiyoruz.
Multitasking yani dikkatini birden fazla göreve vererek çalışmak oldukça popüler olsa da verimliliği tartışılıyor. Şimdilik çoğu işte uzun vadede en iyi çalışma yöntemi pür dikkat olmak. Ancak bu da gün geçtikçe zorlaşıyor. Çağımızın en geçerli akçesi olan bilgi ise varlığı için dikkate ihtiyaç duyuyor.
Dikkat bir noktada kıtlığını çektiğimiz bir şey, sınırlı bir kaynak. Burada ekonominin tanımına bir bakmak gerekiyor. İktisat sonsuz ihtiyaçları sınırlı kaynaklarla karşılamaktır. Buradan da anlaşılacağı üzere dikkat ekonomisinden bahsettiğimizde sınırlı bir kaynak olan dikkatimizi sınırsız bilgi denizinde kullanabilmekten bahsederiz.
İlk olarak Herbert Simon isimli bir sosyal bilimci tarafından ortaya atılan kavramı Herbert Simon şöyle açıklıyor:
“Bilgi zengini bir dünyada, bilginin bolluğu başka bir şeyin eksikliği anlamına geliyor: bilginin gerektirdiği şey her ne ise onun kıtlığı. Bilginin ise ne gerektirdiği oldukça açık: alıcılarının dikkatini gerektiriyor. Bundan dolayı, bilginin bolluğu dikkatin yokluğunu ve dikkati tüketebilecek bilgi kaynaklarının fazlalığından ayırma ihtiyacını yaratıyor.”
Kavram ilk Herbert Simon tarafından atılsa da Thomas H: Davenport’un “Dikkat Ekonomisi” kitabıyla popülerlik kazanıyor. Son dönemde ise en çok sosyal medyada önem kazanıyor. 29019 yılı verilerine göre her gün 4 milyondan fazla blog gönderisi, 500 milyondan fazla tweet ve 5 milyardan fazla Google araması yapılıyor. Bu kadar içeriğe karşılık ise kullanıcılar girdikleri bir sitede genellikle 5-10 saniyeden fazla durmuyor. Bu kısıtlı dikkat süresinde ise tüketicinin dikkatini çekmek için farklı çabalar olmakta. Örneğin: Youtube’da bulunan 5 saniye reklam izleme zorunluluğu, twitter gibi uygulamaların fikri 280 karakterle özetletmesi gibi çabalar bulunuyor.
Böyle bir dönemde de bilgi çokluğundan ziyade bilgiyi en dikkat çekici şekilde sunabilme değer kazanıyor.
KAYNAKÇA VE İLERİ OKUMA:
hostingfacts.com
Attention Economy/ Frank Rose
